Cuma Sohbeti "Salavat Getirmek ve Selam Vermek"

Cuma Sohbeti "Salavat Getirmek ve Selam Vermek"

Eklenme: 12.6.2020 Güncellenme: 12.6.2020
Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi'nin, "Salavat Getirmek, Selam Vermek, Ezanı Tekrar Etmek" konularındaki Cuma Sohbetinin metnini istifadenize sunuyoruz.

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekatüh

Cumanız mübarek olsun. 

Size bir görevinizi hatırlatan müjdeli bir hadîs-i şerîfle başlamak istiyorum. Hz. Âişe-i Sıddîka validemizden Deylemî rivayet eylemiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki; 

“Kim yarın -kıyamet koptuğu zaman, bu dünya bittiği, âhiret hayatı başladığı zaman- Aziz ve Celil olan Allahu Teâlâ hazretlerine razı olur bir vaziyette kavuşmak, onun huzuruna razı bir vaziyette gitmek isterse bana salât ü selâmı çok eylesin.” 

Burada razı olan kim?

Kul. Allah’a, razı olduğu halde gitmek isterse -Allah’ın kendisine verdiği nimetleri, ikramları görünce razı olacak- böyle bir vaziyette Allah’a kavuşmak isterse Peygamber Efendimiz’e salât ü selâmı çok etsin, mânasına gelebilir. Aynı şekilde Allah kendisinden razı olduğu bir şekilde Allah’a kavuşmak isteyen… mânasına da gelebilir. İkisi de güzel.

Allah kuluna çok nimetler, mükâfatlar veriyor; kul hoşnut ve razı oluyor, vaziyetten son derece hoşlanıyor, böyle bir vaziyette Rabbine kavuşmak için Peygamber Efendimiz’e salât ü selâmı çok getirmesi lazım. Bu güzel! Allah kendisinden razı olduğu bir şekilde Allah’a kavuşmak isterse Peygamber Efendimiz’e salât ü selâmı çok etsin, diye alırsak bu mâna da çıkabilir bu Arapça cümleden; ikisi de mümkün. Râziyen; yâ Allah kendisinden razı ya kendisi Allah’tan razı, mânasına gelebilir. İkisi de güzel.

Hz. Âişe validemizin bize müjdelediği bu güzel hadîs-i şerîfin yorumuna geçelim. 

Biz de Allah’a; O bizden razı vaziyette yahut biz O’nun verdiği nimetlerden, mükâfatlardan, âhiretteki lütfundan razı vaziyette kavuşmak istiyorsak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e çok salât ü selâm eyleyelim.

Cuma günü salât ü selâmı daha çok etmek hakkında Peygamber Efendimiz’in hadîs-i şerîfleri var. Zaten her zaman salât ü selâm getirmek Allah’ın bize Kur’ân-ı Kerîm’de âyet-i kerîmeyle emrettiği bir emir. Ama özellikle cuma günleri Peygamber Efendimiz’e salât ü selâmı çok getirmek gerektiği dinî bir emir.

O bakımdan salât ü selâmı çok edin; elinizde tesbih, dilinizde salât ü selâm. Peygamber Efendimiz’e sevginizi, saygınızı, bağlılığınızı ifade eden, onun da size şefaat etmesini sağlayacak olan salât ü selâmı çok eyleyin diye size dünyada, âhirette fayda sağlayacak müjdeli bir konuyu hatırlatmakla başlamış oldum. Zaten bir insanın Peygamber Efendimiz’in anıldığı bir yerde, adının geçtiği yerde ona salât ü selâm getirmesi lazım, getirmezse burnu yerde sürter. Dünyada, âhirette durumu iyi olmaz. 

Peygamber Efendimiz’i bütün müslümanların kendisinden, ana-babasından, evlatlarından, bütün insanlardan daha çok sevmesi gerekiyor. Çünkü gerçekten güzeller güzeli, zaten âşık olunacak, sevilecek bir insan. Ama ayrıca bu güzelliğin ötesinde bir gerçek var ki; İslâm dininin bütün inceliklerini Resûlullah’tan öğreniyoruz. Kur’ân-ı Kerîm Resûlullah’a inmiş ve Kur’ân-ı Kerîm’i en iyi anlayabilen, en derinden yaşayan ve en güzel uygulayan Peygamber Efendimiz. Ve o bakımdan Peygamber Efendimiz’i sevmek, tanımak, onun hadislerini okumak, sünnetlerine âşinâ olmak, onun yolunda yürümek Allah’ın sevgili bir kulu, mükemmel, olgun, kâmil bir insan olmak için, çok iyi bir kul olmak için vazgeçilmez bir yol. Vazgeçilmez, ikincisi olmayan tek yol olduğu için müslümanlarda Peygamber Efendimiz’e sevgi saygının çok derin olması lazım.

Çocuklarımızı da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e sevgi duygusu ile yetiştirecek her türlü tedbiri [almamız], eğitimi yapmamız, sağlamamız gerekiyor. Çocuk Peygamber Efendimiz’i tanıyacak, sevecek, çok sevecek, çok candan sevecek Peygamber Efendimiz’in sünnetine bağlanacak; birinci hadîs-i şerîf bu.

Cuma gününde salât ü selâmı çok edelim. Her zaman çok salât ü selâm getirelim.

Size nakletmek istediğim müjdeli hadîs-i şerîflerinden ikincisi Abdullah b. Ömer radıyallahu anhümâ tarafından rivayet edilmiş, Taberanî’de var. Peygamber Efendimiz’in müjdesi şöyle:

“Kim 20 kişiye bir günde selam verirse; Cennet ona vacip olur. Mutlaka cennete girer. Bir gecede 20 kişiye selam verirse aynı şekilde aynı mükâfata erer.” 

Şimdi ben çok iyi anlıyorum; hadisi rivayet eden Abdullah b. Ömer radıyallahu anh’ın çok önceden bir menkıbesini dinlemiştim. Bir arkadaşına buyurmuş ki; 

“Gel seninle çarşıya pazara gidelim!..” 

“Ey Ömer’in oğlu! Ben senin halini, huyunu bilirim. Nasıl bir insan olduğunu tanıyorum. Sen çarşıyı pazarı pek sevmezsin. Çarşıda hileli tartılar, ölçmeler olur, yalan yere yeminler olur, aldatmacalar olabilir; dinî bakımdan güzel olmayan şeyler olabilir. Şeytan oralarda çok dolaşır. Onun için sen çarşıyı pazarı pek sevmezsin ama niçin çarşıya pazara gitmek istiyorsun?” diye sormuş. 

Merak etmiş yani bu iştiyakı. Neden? Sevmediği bir yer olduğu halde. Niye çarşıya gitmek istiyor? O da demiş ki; 

“Orada insan çoktur; selam verir, sevap kazanırız.” buyurmuş. 

Tabi selama bu kadar mükâfat verilmesi belki biraz dikkatinizi çekmiştir, garipsemişsinizdir. 

Neden?

Selam tanışmayı, tanışma muhabbet etmeyi, dost olmayı, dost olmak da güzelce, dostça, güzel işler yapmayı sağlıyor ya kademe kademe; onun için selam güzel bir başlangıç, güzel bir kapı. Bir yolun başlangıcı, yolun sonu çok güzel bir noktaya gidiyor. Onun için mükâfatı, sevabı çok fazla. Onun için biz bu selama müslümanlar olarak çok değer veririz.

Yine müjdeli bir hadîs-i şerîf okumak istiyorum size, kısa. Arkasından bir de tehditli bir hadîs-i şerîf okuyacağım biraz dengelensin diye. 

Yine Taberânî’nin rivayet ettiğine göre Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;

“Kim ezan okuyan müezzini duyarsa -hani Allahu Ekber diye başlıyor minareden, camiden ezan okuyor- ve onun dediği sözleri söylerse, tekrar ederse onun sevabı gibi sevap kazanır.” 

Müezzin ezanı okurken müslümanlıkta âdab nedir, İslâm ahlâkı nedir?

Bir kere, ezanı saygı ile dinleyecek. İşini bırakacak, konuşmasını, sohbetini bırakacak, ezanı güzel bir şekilde saygı ile dinleyecek; bu bir. 

İkincisi; ezanın sözlerini tekrar edecek. Müezzin Allahu Ekber deyince, o da Allahu Ekber diyecek. Eşhedü en lâ ilâhe illallâh deyince söyleyecek vs. 

Hayye ale’s-selâh, hayye ale’l-felah’larda Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyi’l-azîm deniyor. “Haydi namaza gel, haydi felaha gel!” mânasına gelen sözler söylendiği zaman deniliyor ki; “Güç, kuvvet Allah’ın verdiği bir şeydir. Allah nasip ederse olur!” 

“Allah nasip ederse, inşaallah namaza geleceğim, Allah nasip ederse kurtuluşa ereceğim.” demiş oluyor. Orada bu sözler söyleniyor. Ama genel olarak müezzinin sözleri tekrar ediliyor. 

Peki, Müezzinin sözlerini tekrar eden kimseye bu sevaplar veriliyor da acaba müezzinin sevabı ne kadar?

Müezzinin sevabı çok fazla. Hz. Ömer radıyallahu anh demiş ki; “Eğer Emîrü’l-mü’minîn olmasaydım, halife olmasaydım müezzin olurdum!” 

En şerefli hizmet müezzinlik.

Neden?

İnsanları Allah’ın ibadetine çağırıyorsunuz. Hele bu Allah rızası için olursa, fî sebîlillâh olursa, hasbeten lillâh olursa tabi sevabı daha da yüksek oluyor. Çünkü dünya karşılığı almıyor, âhiret sevabı bekliyor. Müezzinin sesinin eriştiği yere kadar bütün mahlûklar ona dua ediyorlar ve müezzinin günahları afv u mağfiret oluyor.

Bu konuyu tamamlayan bir hadîs-i şerîf daha okuyayım sözümü, sohbetimi tamamlayayım. Yine Abdullah b. Ömer radıyallahu anhümâ’dan bir hadîs-i şerîf, Deylemî rivayet etmiş;

“Kim Cennetin ortasında mekân tutup oraya yerleşmek isterse -kenarında köşesinde değil de tam ortasında yerleşmek isterse, (sakin olmak, mesken tutmak)- cemaate sarılsın, cemaate devam etsin, cemaati terk etmesin, cemaate mülazım olsun!”

Yani topluluktan kopmasın. Buradaki cemaat; hem caminin cemaatine devam etmek hem de İslâm topluluğundan kopup uzakta boşta kalmamak, cemiyetten de uzak kalmamak mânasına. 

Toplulukta olmak lazım. Topluluktan kopmamak lazım. Cemaatten ayrılmamak lazım. Bu da İslâm’ın topluluğa verdiği değeri gösteriyor. Hakikaten insanlar toplu halde yaşamaktan çok büyük avantajlar sağlamışlardır, tarihler boyunca. İnsanoğlu, insan nefsi başka yaratıkların yanında beraber yaşamaktan medeniyetler kurmuştur, şehirler kurmuştur ve şehirlerde rahat, huzur içinde yaşamaktadır. Dağda olsa, aç kurtlar iner, saldırır. Yabancı yırtıcı, parçalayıcı hayvanlar gelir; -şimdiki zamanı düşünelim- elektriği yok, fırın, kasap, bakkal yok… Her şeyi kendisi sağlayacak. Tek başına uzakta yaşayan, yalnız, zor bir durumdadır. Ama topluluğun içinde bir sosyal iş bölümü oluyor, herkes bir iş kuruyor ve insanlar mutlu ve rahat, emniyet içinde yaşıyorlar. Topluluk çok güzel bir şey. Eğitim de, sevaplı işler de toplulukla oluyor.

Dilerim ki Allah sizi çok çok sevaplara mazhar eylesin, çok büyük mükâfatlara erdirsin. Hem bu dünyada mutlu, gönlünüzce şen ve esen -ama Allah’ın yolunda şen ve esen- olarak yaşayın hem de âhirette Allahu Teâlâ hazretleri sizi sevdiği, razı olduğu kulları arasına alsın. Cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin, çoluk-çocuğunuzla, büyüklerinizle, akrabalarınızla, dostlarınızla sevdiklerinizle beraber. 

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekatüh

Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan (Rh.A.) Cuma Sohbeti, 08.03.1996