HAFTANIN MAKALESİ : En Mühimi

HAFTANIN MAKALESİ : En Mühimi

Eklenme: 27.8.2018 Güncellenme: 9.5.2019


İçinde, İslâm’ın en mühim farzlarından biri olan orucun bulunduğu Ramazan ayı, dinî hayatımızda çok ehemmiyetli, müstesna bir mevkiye sahiptir. Her müslümanın onun kadrini bilmesi, feyiz ve bereketinden istifade etmesi akıl, zekâ ve inancının gereği olup, mânevî yönden yücelmesinin de en önde gelen şartlarından biridir.


İngiliz müslümanlarından Habibullah Lovegrove, What is Islâm adlı eserinde, İslâm dininin tahakkuk ettirmek istediği her gaye ve amacı, sadece öğüt ve tavsiyede bırakmadığına; aksine, onun nazariyattan tatbikata, teoriden pratiğe intikal şeklini de gösterdiğine dikkati çeker ve bu meziyetini çok takdir ettiğini belirtir. Durum gerçekten de öyledir.

Allah (celle celâlüh) kullara, kendisini hiç unutmamayı ve asla gafillerden olmamayı emretmiş; bunu sağlamanın pratik çaresi olarak da Kur’ân-ı Kerîm’in seksen kadar yerinde kendisini zikir ve tesbih etmelerini, yine pek çok âyet-i kerîmede namaz kılmalarını tavsiye buyurmuştur. Neticeyi düşününüz: Günde en aşağı beş vakit farz namaz kılan ve gece gündüz Hakk’ın zikir ve tesbihinde olan kimse, artık gaflette, nisyanda kalır mı? Allah’ı unutup isyana dalar mı?

Yine İslâm, müslümanları kardeş eylemiş, birbirlerini sevmelerini istemiş, bunu sağlamak için de selamlaşmayı, ziyaretleşmeyi, sıla-i rahîmi, ayrıca cemaate katılmayı, cumayı, bayramı, haccı ve maddî yardımlaşmayı, hediyeleşmeyi, sadakayı, zekâtı emreylemiştir. Şimdi söyleyiniz, bunlar yapılırsa sevgi, kardeşlik ve dostluk otomatik olarak tahakkuk etmez mi?

Aynı şekilde İslâm, temizliği tavsiye etmiş, bunu temin için de namaz için abdest almayı, cünüplükten kurtulmak için guslü, hadesten ve necasetten arınmayı, misvak kullanmayı, tırnak kesmeyi, fazla kılları gidermeyi, evin içini ve sokağı süpürmeyi... emir buyurmuştur.

Bu misalleri çoğaltabiliriz. İşte bunlar gibi Ramazan ayı da Kur’an’ın emri olan nefsi tezkiye, ahlâkı tehzib, rezaili tasfiye ve fezaili tekmilin pratikteki yolu ve çaresidir.

Nitekim Ramazan orucunu emreden âyetin sonunda, bunun gayesinin mânevî, rûhî ve ahlâkî olduğuna işaretle, “Ta ki ittika edesiniz, yani takva sahibi olasınız.”[1]  buyurulmaktadır.

Ramazan ayında, oruç tutarken, müslümanların hiç hatırlarından çıkarmamaları gereken başlıca hakikat işte budur. Oruç asla, sadece yeme içmeden kesilmeden ibaret değildir; bilakis her müslüman, orucun nefs-i emmâreyi yenme, iradeyi kuvvetlendirme ve neticede takvayı kendine hal edinme ana gayesine hizmet eden bir idman ve egzersiz olduğunu daima göz önünde tutmalıdır.

Demek ki oruçtan hedef takvadır. Allah (celle celâlüh) Kur’ân-ı Kerîm’in 150 kadar yerinde takvayı zikredip övmüştür. O, bizim gibi eski ümmetlere de emrolunmuştur. Allah indinde en makbul kimse en takvalı olandır; Allah’ın evliyâsı müttakîlerden başkası değildir; onlar dünya ve âhiretin gerçek ulularıdır; Allah tarafından sevilmek, büyük maddî, mânevî nimetlere ermek, ilahî yardıma mazhar olmak, hüsn-i akîbet, eşsiz ve ebedî saadet, müjde ve büşra, cennet ve cemal... onların mükâfatlarıdır.

Takva, Peygamberimiz’in gerçek yoludur; ashâb-ı kirâmın, evliyâullahın, sâdât ve meşayihimizin hâli; abid ve zahidlerin yol azığı; zakir ve şakirlerin göz nuru, gönül süruru; âhiret taliplerinin maksat ve arzusudur. Takva ve ittika lügatte, “korunmak, sakınmak, çekinmek, korkmak” demektir. Müttakîler de “Allah’tan korkan, işledikleri amellerin kabulünü engelleyen hal ve şartlardan sakınan, cehenneme düşmekten veya Allah’ın sevgisini kaybetmekten çekinen, yaptığı işleri titizlenerek, özenerek yapmaya ihtimam gösteren müslümanlar.” demektir.

Şeriate göre takva üç mertebedir: Bu mertebelerin en aşağısı, –iman ve İslâm’ın asgari şartı olan– küfürden sakınmaktır. En âlâsı ise gönlü, Allah (celle celâlüh) hazretlerinden –velev bir an bile olsa– alıkoyan her şeyden sakınmak ve cümle masivadan îrâz eylemektir.

Takvanın orta derecesi ise –ki çok kere takva denilince bu anlaşılır– insanın âhirette kendisine ceza, azap ve ikap getirecek işlerden sakınması, kalbini ve niyetini dürüst ve pak tutmasıdır.

Her işin, amelin ve uzvun kendine göre bir takvası vardır. Mesela, orucu ifsat edecek hal ve davranışlardan uzak durmak; namazı, zekâtı, haccı ve sair amelleri ifsat ve iptal edecek şeylerden korunmak; imanı elfâz-ı küfürden ve bozuk itikatlardan korumak; fena huylardan kurtulmak; kalbi kötü niyetlerden korumak; her aza ve cevarihi, her çeşit günahlardan ve yasaklardan korumak… gibi.

Hemen anlaşılır ki bunun için de yasakları, haramları, helalleri, mübahları, sevapları, günahları iyice bilmek, yani fıkıh ilmine ve tasavvufa vukuf şarttır. Denmiştir ki

“İbadet ve iyi kulluk, ince bir sanattır; onun dükkânı halvet (tenhalık), ana sermayesi ilim ve takva, kazancı da cennettir.”

Rabbimiz, bizi Ramazan’ın âdabına riayet eden, takvaya eren ve neticede rızana nail olanlardan eyle!

İlahî, cennet evine,

Girenlerden eyle bizi;

Cennet içre cemalini,

Görenlerden eyle bizi. [2]


[1] 2/Bakara, 183.

[2] Yûnus Emre Dîvânı, VI, 281

Kaynak : iskenderpasa.com

(Başmakaleler-1, s. 46-48,   Haziran, 1984)