Himmeti Yüce Tutmak

Himmeti Yüce Tutmak

Eklenme: 21.11.2019 Güncellenme: 21.11.2019


“İnsanın kıymeti himmetiyle mütenasiptir.”, yani: Gayesi ne kadar yüksek, tasarladığı hayrı ne kadar geniş ve şümullü ise; makbul ve muteber bir hedefe müteveccih mesaisi, çalışma ve gayreti ne kadar çok ise değeri de o kadar fazla olur. Hz. Ali Efendimiz (kerremallahu vecheh), “Himmetin yüksek olması imandandır.”[1] buyurmuş. Demek ki bütün gücümüzle hayra yönelmeli, tembellik ve lakaytlıktan şiddetle sakınmalıyız. Bu bizim imanımızın vazgeçilmez gereğidir.

Asil dinimizin emirlerinden pek çoğu bizi, diğer insanlara faydalı olmaya, muhtaçlara yardım etmeye, halka halka muhitimizdekilere yakın alâka göstermeye sevkeder; vurdumduymazlığı men ve reddeder. Bizler, “Kâfirlere karşı metin ve şiddetli, kendi aralarında birbirlerine şefkatli, merhametli ve muhabbetli”[2] diye övülmüş bir ümmetiz.

Ecdâd-ı izâmımız asırlar boyu yüksek himmet ve gayretle çalışmış, İslâm için emsalsiz fedakârlıklarda bulunmuş, malını ümmete hizmet için bezletmiş; yeri gelince imanı için canını seve seve vermiştir. Muhitinize bakınız. Ulu camiler, tekkeler, mektep ve medreseler, hanlar, kervansaraylar, suyolları, çeşmeler, köprüler, kütüphaneler, hastahaneler ve daha nice hayır eserleri ve vakıflar... ki ecdad bize emanet bırakmış.

Şimdi nöbet bize geldi, sıra bizde muhterem kardeşlerim. Hepimiz ciddi ve ağır bir mesuliyet altında bulunuyoruz. Büyüklü küçüklü düşman devletlerinin, mütecaviz hasım ideolojilerin tehdidi karşısındayız; binbir sinsi tuzak ve desiseye mâruz ve ateş çemberleriyle çevrili durumdayız. Allah’tan (cc.) gayrı dostumuz yok. Üzerimizde soğuk, yanıbaşımızda sıcak harp devam edip duruyor.

Bunca hayati ve elim hadise karşısında yan gelip yatmak, nefsanî ve şeytanî zevklere dalmak, aheste aheste geviş getirmek insanlığa, İslâmlığa yakışmaz. Birlik ve beraberliği mutlaka sağlamalı, olağanüstü bir gayretle çalışmalıyız, içinde bulunduğumuz çetin ve zor şartlardan, büyük bir aşk ve şevk ile tarihi bir hamle yaparak sıyrılabiliriz.

Cimri, bencil, zevkperest ve gafil olmayın.

Himmetinizi yüce tutun.

Mesainizin bir kısmını dine hizmete ayırmanın çok mühim bir vecibe olduğunu asla hatırdan çıkarmayın ki iki cihanda yüzünüz ak, alnınız açık olsun.

Uyanın ve Hizmete Koşun!*

İslâm’a hizmet her müslümanın görevidir; sadece hocaların, müftülerin, vaizlerin, hafızların değil… Her mü’min, kendi meslek dalında ve kendi eğitim, birikim, imkân ve müktesebatı miktarınca, elinden geldiği kadar İslâm’a ve müslümanlara faydalı işler yapmaya çalışmalıdır, bu ağır yükün bir kısmını üzerine almalıdır ki İslâm payidar olsun, gelişsin, yayılsın, güçlensin. Bunun şerefi, sevabı, mükâfatı çok büyüktür. Rabbim cümlenize bu mazhariyeti nasip eylesin!

Dünya üzerindeki bazı çok büyük teşkilatlar ve devletler, İslâm ve müslümanlarla amansız, kesintisiz, korkunç, sinsi bir savaş içindedirler. Müslümanlar bunu iyi görmelidir; bu savaşın perde arkasını, asıl müsebbiplerini, maşaları, aracıları, ajanları iyi teşhis ve tespit etmelidir; televizyonları, radyoları, gazeteleri, kitapları, iç ve dış siyaseti ibret ve dehşetle, irfan ve basiretle izlemelidir, döndürülen dolapları, desiseleri, hileleri, oyunları tam anlayabilmelidir; çünkü müslümanların gaflet ve cehaletinden büyük kayıplar doğmakta, İslâm ülkeleri harap olmakta, servetler sömürülmekte, devletler yıkılmakta, milyonlarca müslüman ölmekte, sefalet ve ıstırap çekmektedir. Buna hamiyetli bir mü’minin gönlü razı olmaz, bu facialara yürek dayanmaz; bu konudaki ihmal ve vurdumduymazlıkların hesabı verilmez, günahının altından kalkılmaz.

Bu savaş, sıcak, silahlı, askerî bir çatışmaya bazen dönüşür, çok kere ise soğuk ve gizli, aldatıcı ve maskeli bir şekilde devam eder; iç ve dış siyasete, ticarete, eğitime, iktisada, sanayiye, sanata, sinema-tiyatro-radyo ve televizyona, basın ve yayına kayar. Onun için halis ve muhlis müslümanların her sahada çalışma yapması son derecede önemli ve gereklidir.

Kendi iman ve irfanımızı korumalı, Allahu Teâlâ’nın emir ve yasaklarına riayet eden iyi bir müslüman olarak yaşamaya ve ölmeye gayret etmeli; dinimizi uygulamamızı, ibadetlerimizi gönlümüzce yapmamızı engellemeye çalışan din düşmanlarına asla yüz vermemeli, imkân ve fırsat tanımamalıyız. Allah yolunda mübarek ecdadımız gibi can ve mal feda etmekten bir an bile kaçınmamalıyız.

Din cihad ile cehtle, sa‘y ile gayretle, fedakârlıkla, hizmetle, cesaretle, kahramanlık ile ayakta durur; tembellikle, korkaklıkla zevk ve sefa düşkünlüğü ile ihmal ve vurdumduymazlıkla, nefse ve şeytana kulluk ve esaretle yıkılır; böylelerinin dünyası da âhireti de mahv ve perişan olur, âkıbetleri hırman, hızlan ve hüsrana çıkar.

Şu günlerimiz çok önemli, çok zorlu, çok sıkıntılı, çok muhataralı, çok tehlikeli günlerdir, düşman çevremizi sarmış, içimize sızmıştır, hoşgörü ve merhametimizden nice maraz hâsıl olmuştur. Kardeşlerimiz öldürülüyor, yurtlarımız yakılıp yıkılıyor, kadın ve kızların ırz ve namusları payimal ediliyor. Nerede kaldı insanlık, medeniyet, merhamet, diyanet, İslâmiyet, mesuliyet?

Onun için topyekûn uyanmalı, kendimize gelmeli, seferber olmalı, her türlü meşrû tedbiri basiretle almalı ve uygulamalıyız. Kesenin ağzını açmak, hizmete koşmak, her türlü fedakârlığı yapmak zorundayız. Fırsat kaçıyor. Mal verilmeyince bıçak kemiğe dayanır, can elden gider; esaret, sefalet ve zillet gelir. Tarih boyu iş böyle olmuştur, günümüzde ve çevremizde de aynen böyle olup durmaktadır.

Ya Rabbi! Sen biz müslümanlara basiret ve feraset ihsan eyle, tevfîkini cümlemize refîk eyle, ümmet-i Muhammed’i nusret ve muzafferiyete mazhar eyle!

Bi-hürmeti ismike’l-a‘zam ve bi-hürmeti nebiyyike’l-ekrem sallâllâhu aleyhi ve âlihî ve sellem.