Kritik ve Analitik Düşünme Nedir?

Kritik  ve Analitik Düşünme Nedir? *

Kritik  ve analitik düşünme zihinsel işlevlerin kullanıldığı bilişsel bir aktivite  olarak tanımlanabilir. Bu bakış açısıyla bakıldığında, kritik ve analitik düşünmeyi  dikkat, hafıza, muhakeme, algılama ve çıkarsama yapma gibi bir dizi zihinsel  surecin eşgüdüm içinde etkileştiği bir süreçler bütünü olarak düşünebiliriz. Seçme,  kategorize etme, tümevarım, tümdengelme, mecaz, benzetme, ayrıştırma ve  soyutlama gibi kritik ve analitik düşünmenin diğer bileşenlerinden de söz edebiliriz.

  Günlük  yaşantımızda ya da pratikte, kritik ve analitik düşünmeye psikolojik olduğu  kadar sosyal bir anlam da yükleyebiliriz. Bu anlamda, politika, ekonomi, basın-yayın,  kültür, iletişim gibi yaşamı ilgilendiren tüm alanlarda kritik ve analitik düşünme  ilgi odağı olmalıdır. Hayat tercihlerimizin belirlenmesinde, arkadaş seçimimizde,  olayları yorumlamada, doğru soruları sorup bu soruların doğru cevaplarını  bulabilmede, olayların neden-sonuç ilişkisini kurmada, olayları ve durumları geçmiş-bugün-gelecek  ekseninde bütüncül olarak değerlendirebilmede, sağlıklı öngörülerde bulunmada,  v.b. birçok konuda kritik ve analitik düşünmeye ihtiyaç duyarız.

Sahip olduğumuz değerler ve kültürel birikimimizin bir yansıması  olarak; hikmet kavramını anlamak, kritik ve analitik düşünmeyi anlama ve  uygulamada oldukça yol gösterici olabilir. Kültürel  ve ilkesel kimliğimizin bir parçası olması gereken hikmet kavramını doğru  anlayabilirsek kritik ve analitik düşünmeyi daha doğru ve sağlıklı şekilde zihnimize  yerleştirebiliriz. Hikmet, nesneyi yerli yerine koymada ve/veya olayların  sebep-sonuç ilişkisini kurup hükme varmada aklı isabetli kullanarak elde edilen  sonuçtur. Hikmet, doğru gören keskin bir göz gibidir.

Hikmetten yoksun olan,  sarhoş bir insana benzer. Yanlış gördüğü ve yanlış değerlendirdiği için attığı  adımların sonuçları beklediğinden farklı olur; düşmesi, kaybolması, dostunu  düşmanını ayıramaması, yanlış yerden medet umması, iyilik yapayım derken bile  felakete sebep olması kaçınılmazdır.

Hikmet sahibi birey varlığı ve hayati için doğru  soruları soran kişidir. Kendini, kim/ne olduğunu, nerede olduğunu, ne için  olduğunu bilir. Etrafını, etrafındakilerin ne olduğunu, nerede ve nasıl olduğunu  bilir. Hayatı bilir. Çünkü ancak hayatın ne olduğunu tanımlayabilen insan tam  hikmet sahibi olabilir, yani çevresini ve kendini doğru anlayabilir, içsel  varlığını, toplum içindeki varlığını ve dünya üzerindeki varlığını  anlamlandırabilir. Varlıkların (Yaratıcı ile yaratılmışın, âlim ile talebenin,  önder ile tabiinin, insan ile doğanın vb.) birbirine nispetle durumlarını  objektif olarak ölçebilir. Kimlikleri ve olayları çevrelerinden soyutlamadan  görüp değerlendirebilir. Kimlikleri ve olayları, nereden geldikleri, nerede  oldukları ve nereyi hedefledikleriyle bütünleştirerek, geçmiş-bugün-gelecek  ekseninde devamlı çizgiler olarak görebilir. Sonuç olarak, sebep ve sonuçları  doğru tespit edebilir, geleceğe dair sağlıklı öngörüler yapabilir, konuların  çok yönlü haritalarını çıkarabilir.

Sosyal etkileşim içinde sağlıklı, dengeli ve uyumlu bir  birey olarak yaşamak için kritik ve analitik düşünme, bize gerekli bir dizi  yetenek ve tutum kazandırır. Bunların neler olduğunu anlayabilirsek kritik  analitik düşünmenin ne anlama geldiğini belirleyebiliriz. Kritik analitik düşünmeyle  etrafımızdaki insanların pozisyon ve argümanlarını doğru tanımlayabiliriz.  Olaylar ve sonuçlarıyla ilgili alternatif bakış açılarını geliştirebiliriz. Önümüzde  duran bir argümanın tutarlılığını ve sağlıklı olup olmadığını doğru değerlendirebiliriz.  Olayları doğru okuyabilir; satırlar arasında verilenleri, madalyonun arka yüzünü,  saptırma ve şaşırtmaları sezebiliriz. Meseleleri ele alırken sistemli, bilinçli  ve bilimsel davranabiliriz.

Kritik ve analitik düşünmeyle yakin benzerliği olan `septisizm`  kavramı arasındaki farklılık kritik ve analitik düşünmeyi doğru anlamamızı ışık  tutabilir. Kritik ve analitik düşünme bir parça kuşkuculuğu gerektirir. Ancak  burada kesin ipuçları edinmeyi sağlayacak bir kuşkuculuk söz konusudur.  Paranoyada ki gibi, kesin kanıtları olmayan ve sağlıksız muhakemeden  kaynaklanan bir düşünme tarzı söz konusu değildir. Kritik ve analitik düşünme doğruya  ulaşmada sorgulayıcı, ancak önyargısız sağlıklı ve kapsamlı bir düşünme biçimidir.  Duyduğu hiç bir şeye inanmamayı amaçlayan, yalın septik düşünmede ise doğruyu  bulma amacı güdülmez ve öngörüler sıklıkla önyargıya dönüşür. Oysa kritik ve  analitik düşünmede önyargı bulunmaz; bunun yerine sağlıklı öngörülerde  bulunulur.

Kritik ve analitik düşünme doğru yargılamalar yapmayı  gerektirir. Doğru yargılama için doğru sorular sormak kaçınılmazdır. Hayatta karşılaştığımız  birçok durumda doğru soruları sormalıyız. Buna belki, soruları doğru sormak ve doğru  düşünüp doğru cevaplar bulmak da diyebiliriz. Belli bir konuda bir uzman bir  şey söylediğinde, buna karşılık bir başka uzman başka bir şey söylediğinde ne yapmamız  gerektiğini belirlemede önümüzde iki yaklaşım seçeneği vardır: Bir seçenek, her  neyle karşılaştıysak ve her kim söylediyse kabul etmektir. İkincisi ise karşılaştığımız  durumun değeri ve önemi konusunda doğru sorular sormak, cevaplarını bulmak ve  ondan sonra bir karar vermektir.

Kritik  ve analitik yaklaşımda farkındalık artışı sağlamak esastır. Hayatımızla ilgili birçok  konuda farkındalık artışı gereklidir. “Neden  birileri benim bir şeyi kabul etmemi istiyor?” “Kabul etmeli miyim?” gibi  sorular farkındalığımızı geliştirmenin ilk adimidir. Bunun için pasif konumdan  aktif konuma geçmeli, daha belirleyici olmalı ve doğru cevapları bulmalıyız. Kritik  ve analitik düşünme farkındalığı artırmak için tutarlı, sistemli ve doğru  sorgulama cabasıdır.

Bir iddiada yer alan kavramların ve  bunlara ilişkin kanıtların tutarlılığını ve açıklığını fark etmek kritik ve  analitik düşünmenin önemli bir adimidir. Bir konu, sonuç ve sonucu destekleyen kanıtlarda  bazen doğrudan anlaşılabilir ifadeler kullanılabilir; ancak böyle olsa da çoğunlukla  geliştirilen argümanlarda müphem kavramlar seçilir. Müphem kavramların ikna  edici gücü güçlü olmasa bile kafa karıştırıcı ve yanlış yönlendirmeye açık oluşu  iddia sahiplerinin isini kolaylaştırır. Özellikle eşitlik, özgürlük, adalet,  bağımsızlık v.b. ile ilgili konularda müphemlik sıklıkla bulunur ve yönlendirmede  oldukça etkilidir.

Muhakemede yanlışlıkların ya da saptırmaların var olup olmadığının  araştırılması; hile, saptırma, yanılsama, yanlış ikilemlerin varlığının sorgulanması,  önemli bilgilerin yeterince vurgulanıp vurgulanmadığı ve doğruların saklanıp saklanmadığının  değerlendirilmesi kritik ve analitik düşünmenin gerekleri arasındadır.

Önyargıların, sübjektifliğin, tek vaka örneklerinin, yanlış  genellemelerin anlaşılması kritik ve analitik düşünme için kaçınılmazdır. Önyargılar  çoğunlukla yanlış yürütülen muhakemenin yol açtığı düşüncelerdir. Genel olarak,  insanlar öngörülerini önyargıya kolayca dönüştürürler. Objektif davranmayı başaramazlar  ve yanlış yorumlar yaparlar. Sonuç olarak, sosyal kutuplaşmalara giden sonuçlar  ortaya çıkar. Yaygın hatalardan bir diğeri ise tek vaka örneklerini gereksiz  genellemeler yaparak gerçekleri çarpıtmaktır. Art niyetli çoğu girişimde bu hataları  sıklıkla görürüz. Kritik ve analitik düşünme bu yanlışlıkları giderir. Kritik  ve analitik düşünme yetenekleri gelişmemiş bireyler bu yolla kullanılan ikna çabaları  karsısında kolaylıkla yem olurlar.

Kritik ve analitik düşünme karşılaşılan sorunların tutarlı, sağlıklı  ve mantıklı bir şekilde çözümlenmesidir. Bir problemin çözümünde şu mantıki aşamaları  takip etmek düşünülebilir:

  1. Problemin,  meselenin iyi ve doğru anlaşılması 2. Konu  üzerinde olabildiğince çok araştırma ve soruşturma yapılması, gereken  bilgilerin toplanması 3. Ortaya  çıkan alternatif çözüm yollarının tespit edilmesi 4. Mümkün  çözümlerin bir bir denenmesinin tasarlanması 5. Bunlar  içinden en iyi, en az riskli çözümün seçilmesi 6. Nihai  çözümün uygulanması.

Bu sıralama kritik ve analitik düşünerek problem çözmenin aşamalarını  göstermektedir.

Kritik ve analitik düşünebilen kişiler soru ve problemleri acık  ve net bir bicimde formüle ederler. Gerekli bilgiyi edinir ve değerlendirirler.  Güçlü kanıtları olan sonuçlara ulaşırlar ve bunları test ederler. Alternatif öngörüler  ve teoriler geliştirerek pratik sonuçlara ulaşırlar. Karmaşık sorunların tespit  edilerek çözümlenmesinde diğer kişilerle etkin ve uyumlu bir işbirliği  kurarlar.

Ana bileşenlerini irdelemek kritik ve analitik düşünmenin anlaşılmasına  ışık tutabilir. Bir haber, bir mesaj, bir iddia ya da bir durumla karşılaştığımızda  ilk sormamız gereken soru `Mesele (ya da konu) nedir?` sorusudur. Buna  başlangıç sorusu da denilebilir. Bu soru çok önemli ve kritik ve analitik düşünme  surecini başlatan sorudur. Konunun bulunmasından sonraki adim sonucun bulunmasıdır. Sonuç, bir yazarın ya da  konuşmacının kabul etmemizi istediği ve vermeye çalıştığı mesajdır. Sonucun bulunması  konunun bulunması kadar önemlidir. Sonucu bulabilmek için konunun ne olduğunu  bir kez daha değerlendirmeliyiz. Sonucu bulmamızda yardımcı olabilecek bazı  anahtar sözcükler işimize yarayabilir. Sonuç  olarak, bu nedenle, kısaca, özet olarak, …gösterir ki… gibi ifadeler bizi  sonuca götürür. Bu arada, verilen örneklerin, istatistiklerin, tanımların ya da  kanıtların sonuç olmadığını, ancak sonuca varmada kullanıldığını hatırda tutmalıyız.  Örnekler, istatistikler ve sunulan kanıt niteliğindeki verilerden sonra “peki ya sonra…?” sorusunu sorduğumuzda  da sonucu çıkarabiliriz.

Kritik ve analitik düşünmede, kanıtlar üzerinde en çok durulması  gereken kavramlardan biridir. Kanıt “neden  bu sonuca inanmalıyım?” sorusunun cevabıdır. Kanıtlar  sonucu destekler ve bir argümanın geliştirilmesinde inandırıcı ve ikna edici  bir rol üstlenirler. `Kanıtlar+Sonuç=Argüman` denklemi kritik ve analitik düşünmede akılda tutulması gerekli çok önemli bir  denklemdir. Argüman (iddia, görüş) varılan  sonuç ve bu sonucu destekleyen kanıtlardır. Kanıtları bulabilmek için `…bir sonucu olarak…, ..nedeniyle…, …tarafından  desteklendiği gibi, mesela….` gibi anahtar sözcükleri yakalayabilmek  gerekir.

Kritik ve analitik düşünmeye başlamak argümanları doğru tanımakla  baslar. Argümanları ikna etme girişimleri olarak görebiliriz. Tam bu noktada, karşımıza  kritik ve analitik düşünmeyle ilgili başka bir kavram çıkar: Retorik. Retorik birisini bir şeye inanmaya, bir  fikri benimsemeye ya da bir davranışı sergilemeye yazılı ya da sözel olarak  ikna etme girişimidir. Ama bunu yaparken, inanç, kabul ya da davranış için güçlü  kanıtlar ileri sürmek yerine, kullanılan sözcüklerin etki gücünden yararlanmak  esas alınır. Bu yaklaşımın günlük yaşamımızda birçok örneğini görebiliriz.  Kritik ve analitik düşünme, sözcüklerin ve sözcüklerin bir araya gelerek oluşturdukları  söylemlerin büyüsüne kapılmadan verilmek istenen mesajın hakli gerekçeleri olup  olmadığını görebilmektir. Burada `doğruluk` ve `geçerlilik` kavramlarına atıf  yapabiliriz. Argümanın doğru ya da gerçek olduğu vurgusu, dayandığı kanıtların varılan  sonuçlarla birlikte tutarlı olup olmadığıyla ilişkilidir. Başka bir deyişle, kritik  ve analitik düşünme kanıtlarla desteklenen bir argümanı sözcüklerin ya da  terimlerin manipülatif gücünü kullanarak geliştirilen argümanlardan ayırt  edebilmektir.

Kritik  ve analitik düşünme için argümanları oluşturan bilgilerin taşıması gereken bazı  temel standartlar vardır. Her şeyden önce, bilgi bilimsel veri nitelliği taşımalıdır.  Kaynağı belli ve muteber olmalı, doğruluğu aleyhine kanıt bulunmamalı, zanna dayanmamalı  (zannı galib hariç), kesin olmalı, şüphe barındırmamalı, diğer bilgi bileşenleriyle  birlikte bütünlük oluşturabilmelidir. Aşağıdaki örnekler kritik ve analitik düşünmede  sözünü ettiğimiz kanıta dayalı argümanlar ve kanıtlarla desteklenmemiş olanları  karşılaştırmaktadır:

Desteklenmemiş argüman Kanıta dayalı argüman
“A    televizyonu X`i İncil okurken görüntüledi. A aslında dindar geçinen, ama    menfaat düşkünü birisidir.” “X,    kutsal kitaplar hakkında akademik araştırmalar yapan bir ilahiyat    profesörüdür. A Televizyonu, X’ İncil okurken görüntüledi.”
“X    firması pahalı ve bir o kadar da paracı bir firmadır.” “X    firması kaliteli mal üretmektedir. Ürünleri uzun süre dayanmakta ve kaliteli    malzemeden üretilmektedir. Bu yüzden diğerlerine göre biraz daha pahalıdır.”
“X    partisi yetkilisi `bütün sorunların çözümü bizdedir` dedi.” “X    partisi ….konularının çözümüyle ilgili olarak .…ilkelerini benimsemektedir.”
“X,    Y`i çok sevdiği için Z de X`i sever.” “X,    Y`yi kendisi için değil, Allah için sevdiğinden Z de X`i sever.”

Bazı  durumlarda bir konuda olumlu ya da olumsuz düşünmemize neden olabilecek karşıt kanıtlar  söz konusu olabilir. Geleneksel olarak, kültürümüzde yer alan ve Nasreddin Hoca`ya  atfedilen bir fıkrayı ele alalım:

Nasreddin Hoca`ya bir davacı  ve bir davalı başvurur.Nasreddin Hoca önce davacıyı dinler. Sonunda davacının  ortaya koyduğu gerekçeleri yeterli bularak davacıya “haklısın” der.

Yardımcısı  araya girer ve su uyarıyı yapar: “Hocam! Bir karar vermeden önce iki tarafı da  dinlemelisiniz.”

Bunun üzerine davalıyı dinleyen Hoca davalının gerekçelerini  de haklı bulur ve “haklısın” der.

Yardımcısı tekrar araya girer ve “bu tur  konularda iki taraf da ayni anda hakli olmaz hocam!” der.

Sonunda Hoca yardımcısına  dönüp “sen de haklısın” der.

Buna  benzer örnekleri başka kültürlerde de bulabiliriz. Aslında kendi yaşantımızda  da ikilem yaşadığımız ve zorlandığımız karşıt durumlar söz konusu olabilir.  Hangi argümanın daha doğru olduğunu sorgularken doğal olarak, argümanların dayandığı/dayandırıldığı  gerekçelere, yani kanıtlara bakarız. Bazen birbirine karşıt iki argümanın dayandığı  kanıtların da güçlü olduğunu gözlemleyebiliriz. Aşağıdaki örnekte bu durumu  daha acık görebiliriz.

Argüman İşlenen suçlar için    verilen hapis cezaları artırılmalı Cezaların artırılması    pek işe yaramaz
Kanıtlar/Gerekçeler 1. Ağır    cezalar suçları azaltır.             2. Mevcut    cezalar bu haliyle zayıf ve suçluları caydırmıyor.             3. Hapis    cezalarının arttığı dönemlerde suçların azaldığı gözlenmiştir.             4. Mağdurların,    suçluların nasıl ağır cezalarla cezalandırıldığını görmeleri gerekir. 1. Cezalar    artırıldığında suç oranlarının düşmediği gözlenmiştir.             2. Cezaevleri    insanları suç işleme konusunda daha yetenekli hale getirebilir.             3. Cezaevinde    kalan suçlular cezaevinden çıktıklarında daha ciddi suçlara iştirak    edebilirler.             4. Eğitim    düzeyi düşük kişilerde suç işleme oranı daha yüksek olduğundan, eğitim cezalandırmadan    daha önemlidir.

Bu  örnekteki her iki argümanın da savunucuları bulunabilir. Bu tür durumlarda, her  iki argümanın kanıtları da güçlü gözükebilir. Bunun yanında, kanıtların bilimsel  bir veriye dayanıp dayanmadığı, bilgi kaynaklarının muteber olup olmadığı, doğruluğu  aleyhine kanıt bulunup bulunmadığı, zanna dayanıp dayanmadığı, kesin olup olmadığı,  şüphe barındırıp barındırmadığı ve diğer bilgi bileşenleriyle birlikte bütünlük  oluşturup oluşturmadığı konularının aydınlatılması gerekir. İşte, kritik ve analitik  düşünme ifade edildiği şekilde bir aydınlatma surecidir.

Argümanları tanımlanabilir ve kolay tanınabilir yapıda olup olmamasına  göre ikiye ayırabiliriz. Eğer bir argümandaki temel yapıyı açıkça görebiliyor  ve tanımlayabiliyorsak bu tur argümanlara “aşikar”;  eğer göremiyor ya da tanımlayamıyorsak bunlara da “örtük” argüman diyebiliriz. Örtük argümanlar görünür bir muhakeme içermezler  ve bir kanıtlar bütünü şeklinde değildirler. Bu tür argümanlarda ifade edilmiş  bir sonuç göremeyebiliriz. İkna etme çabası içinde olunduğu görüntüsü  vermezler. Bir argüman belirli bir yargı veriyormuş ya da ikna etmeye uğraşıldığı  hissi oluşturmadığında aslında daha güçlü bir argüman haline gelir. Aşikâr argümanlarda  kişi konuyu detaylarıyla ele alır ve muhakeme yürütür. Örtük argümanlarda ise görünürde  doğrudan bir yönlendirme yoktur. Ama ustalıkla (retoriğe benzer şekilde) sonuca  kişilerin kendi başlarına ulaşmasını sağlar ve bu nedenle inandırıcı gücü daha fazladır.  Örneğin, birisini tehdit ederken ya da korkuturken bunu gözlemleyen başka  birisinde korku ya da tehdit algısı oluşturulabilir. Kitle psikoloji açısından  bu durum oldukça önemlidir. Ayni olaya verilen bireysel tepkiler ayni birey tarafından  ayni amaç için bir araya gelmiş topluluklarda şekil değiştirir ve kitlesel  tepki içinde ilk niteliğini kaybeder. Korkunun bulaşıcı olduğunun söylenmesi de  benzeri bir durumdur. Toplum mühendisleri bu tür refleksleri iyi bilirler ve kötü  amaçlı girişimciler bu yolla kitleleri kolaylıkla manipüle edebilirler. Yabancı  düşmanlığını savunan bir grup, eylemlerini haklı çıkarmak için şu argümanı  sunabilir: “Bizim ülkemizin insanları dürüstlük  ve huzur istiyorlar. Biz bu topraklarda hırsızlık ve düzensizlik olduğuna inanmıyoruz.  Ama şimdi yetkililer diğer ülkelerden 10.000 kişinin ülkemize göçmen olarak  girmesine izin veriyorlar.” Bu örnekte örtük bir argüman olduğunu söyleyebiliriz.  Aslında sunulan argümanda görünürde yabancıların açıkça kötülendiğini görmüyoruz;  ancak dolaylı olarak, ülkeye gelecek insanlara yönelik bir suçlama ve buradan  yola çıkarak ‘yabancı düşmanlığı’ eylemlerini haklı gösterme çabası sergilendiğini  görüyoruz.

Sonuç olarak, kritik ve analitik düşünme bir dizi bilişsel işlevin  bir arada kullanıldığı bir süreç olup, pratik hayatta kullanılan; sosyal bir  birey olmanın gereği olarak ortaya koymamız gereken birçok eylemimizin tutarlı,  dengeli, uyuma yönelik olmasında işe yarayan; olayları neden-sonuç ve geçmiş-bugün-gelecek  eksenlerinde doğru okumamızı ve doğru yorumlamamızı sağlayan; kendimizinkiler  kadar çevremizdeki bireylerin hissediş ve değerlendirmelerini doğru olarak öngörmemizde  kullanabileceğimiz; sayılan tüm bu özellikleriyle iyi bir birey, iyi bir eş,  iyi bir anne-baba, iyi bir kul, iyi bir öğrenci, bir güzel insan ve insanlara faydalı  olabilmemiz yolunda bize önemli katkıları olan bir düşünme biçimidir.  Başkalarının belirlediği gündem tuzağına düşmeden; özgün, özerk ve özellikli  davranabilmemizde yol gösterici ve işe yarayıcı zihinsel düşünce pratiğidir.

Aşağıda kritik ve analitik düşünmenin pratikte nasıl kullanılabileceğine  ilişkin faydalı olabilecek bir sorgulama örneği yer almaktadır. Bu örnek sahih  hadis kitaplarından alınmış bir metini içermektedir.

Ibnu Abbas anlatıyor: “Bana Ebu Süfyan İbnu Harb  anlattı ve dedi ki: “Peygamberimiz (sav) ile aramızda sulh(-u Hudeybiye)  olduğu bir sırada Şam’a gitmiştim. Ben orada iken, Herakliyus’a, Peygamberimiz’den  bir mektup getirildi. Mektubu Dıhyetu’l-Kelbî getirmişti. Onu Busra emîrine teslim  etti. O da, Rum Kralı Herakliyus’a ulaştırdı.   Herakliyus: “Peygamber olduğunu zanneden şu adamın kavminden buralarda  birileri var mı?” diye sordu. Ona “evet var!” dediler ve ben bir  grup Kureyşliyle birlikte çağırıldım. Yanına girdik. Bizi önüne oturttu.

“Ona nesebce en yakın olan kimdir?”  dedi. Ben atıldım:

“Benim!” dedim. Bunun üzerine beni, arkadaşlarım arkamda  kalacak şekilde önüne oturttu. Sonra tercümanını getirtti.

“Şunlara söyle, ben şuna, o peygamber olduğunu zanneden kimse  hakkında soracağım. Eğer cevaplarında bana yalan söylemeye kalkarsa, onu tekzib  etsinler!” dedi. Ebu Süfyan der ki:

“Allah’a yemin olsun. Eğer yalanım, aleyhime tesir hâsıl eder  korkusu olmasaydı, cevaplarım sırasında yalan söylerdim. Sonra Herakliyus,  tercümanına:

“Sor şuna! O zatın aranızdaki nesebi nasıldır?”  dedi. Ben:

“O, aramızda asil bir nesebe sahiptir” dedim. O tekrar  sordu:

“Onun ecdadı arasında kral var mı?”

“Yok!” dedim.

“Siz onu bu iddiasından önce hiç yalanla itham ettiniz  mi?” dedi. Ben

“Hayır!” dedim.

“Ona insanların eşraf takımı mı tabi oluyor, zayıflar takımı  mı?” dedi.

“Zayıflar takımı!” dedim.

“Artıyorlar mı azalıyorlar mı?” dedi. Ben:

“Eksilmiyorlar, bilakis artıyorlar” dedim. O tekrar  sordu:

“Dine girdikten sonra hoşnutsuzlukla dininden vazgeçen,  irtidad eden oldu mu?”

“Hayır!” dedim.

“Onunla hiç savaştınız mı?” dedi. Ben:

“Evet!” dedim.

“Onunla savaşınız nasıl oldu?” dedi.

“Harb onunla bizim aramızda münavebeli oldu. O bize karşı  kazandı, biz de ona karşı kazandık!” dedim.

“Verdiği sözden caydığı oldu mu?” dedi.

“Hayır! Ancak, aramızda bir sulh var, bu esnada ne yapacak  bilmiyoruz!” dedim.

Ebu Süfyan der ki: “Allah’a yemin olsun o konuşmamız  esnasında, (aleyhte) bundan başka bir şey söyleme imkânı bulamadım.”  Herakliyus sormaya devam etti:

“Muhammed’den önce bu sözü söyleyen bir başkası var  mıydı?” dedi.

“Hayır!” dedim. Bunun üzerine tercümanına:

“Söyle ona!  Ben sana  “aranızdaki nesebi” nden sordum, sen onun asaletli biri olduğunu  söyledin. İşte peygamberler de böyledir, hep kavimleri arasında neseb sahiplerinden  gönderilirler.

Ben sana “ecdadı içinde kral var mı?” diye sordum  “yok!” dedin.

Ben de “eğer ecdadı arasında bir kral olsaydı bu  ecdadının kraliyetini arayan bir adam” diyecektim. Ben, “O’na tabi  olanlar”dan sordum: “Cemiyetin zayıf takımı mı yoksa eşraf kesimi  mi?” diye. Sen “zayıflar!” dedin. Peygamberlere tabi olanlar  işte bunlardır.

Ben sana “bu iddiasından önce onu hiç yalanla itham  ettiniz mi?”  diye sordum, sen  “hayır!” dedin. Böylece anladım ki o, ne insanlara ne de Allah’a  yalan söyleyecek biri değildir.

Ben sana “dine girdikten sonra, hoşnut  olmayarak dininden dönen oldu mu?” diye sordum, sen  “hayır!”  dedin. İman böyledir,  onun neşesi kalplere bir girdi mi,  bir  daha solmaz.

Ben senden “onlar artıyorlar mı, eksiliyorlar mı?” diye  sordum, sen arttıklarını söyledin. İman işi böyledir, tamamlanıncaya kadar  artarlar.

Ben sana “onlarla savaştınız mı?” diye sordum, sen  savaştığınızı, savaşın aranızda münavebetli cereyan ettiğini, onların size,  sizin de onlara galebe çaldığını söyledin. Peygamberler de böyledir, imtihandan  geçirilir, sonunda akıbet onların olur.

Ben   sana “verdiği  sözden döndüğü  olur mu?”  dedim, sen olmadığını  söyledin. Peygamberler de böyledir, sözlerinden dönmezler.

Ben, “bu iddiayı  ondan önce söyleyen oldu mu?” diye sordum. Sen “hayır!” dedin.  Ben “Eğer bu sözü ondan önce biri söylemiş olsaydı, Bu adam, kendinden  önce söylenmiş bir sözü tamamlamaya çalışan birisi’ diyecektim.”

Herakliyus sonra: “Size ne emrediyor?” diye tekrar soru  sordu. Biz:

“Namaz, zekât, sıla-i rahim ve iffet”  dedik. Bunun üzerine Herakliyus dedi ki:

“Eğer, senin söylediklerin gerçekse, O peygamberdir! Ben onun  çıkacağını biliyordum. Ancak sizin aranızdan çıkacağını zannetmiyordum. Eğer,  O’na kavuşabileceğimden emin olsam karşılaşmayı çok isterdim. Yanında olsaydım,  ayaklarına su dökerdim. O’nun hâkimiyeti, ayaklarımın altında olan şu diyarlara  kadar uzanacaktır.”


* Bu makale PratiKAD (Pratik Örnekler İle Kritik ve Analatik Düşünme) kitabı için Prof. Dr. Mehmet Yücel Ağargün tarafından hazırlanmıştır.