Neden ve Nasıl İzcilik?

Bir fıkra ile başlayalım. Adamın birinin başı ağrımaya başlamış. Bir müddet geçer umuduyla bekledi ise de ağrı dinmek yerine daha da şiddetlenmiş. Adam bir ağrı kesici almış. Hangi ağrı kesici mi? Ne fark eder ki aspirin, novalgin, gripin,.. hepsinin etken maddesi aynı. Tüm ağrı kesiciler parasetamol yada naproksen sodyum içerir. Ağrı kesici almış ama adamın baş ağrısı geçmemiş. Doğal olarak bir doktora gitmiş. Hangi doktor mu? Tabi ki nörologa, başı ağrıyan adamın kardiyologa gidecek hali yok  ya. Nörolog adamı bir güzel muayene etmiş, tansiyonunu ölçmüş, kan tahlili yapmış .. Sonuçta hiçbir şey çıkmamış.

Emin olalım diye bir de beynin filmini çekelim demişler. Beyin filmi yani tomografi de cam gibi çıkmış. Baş ağrısı da çekilir gibi değil günden güne de şiddeti artıyor. Baş ağrısı yetmezmiş gibi adamın gözleri ağrımaya başlamış, ama ne ağrı. Gözleri faltaşı gibi oluyor yerinden fırlayacak gibi oluyor, ve sürekli yaşarıyormuş. Adam hemen bir göz doktoruna gitmiş. Malum, göz doktoruna oftalmolog derler. Oftalmolog bir güzel muayene yapmış, tetkikler, tahliller hepsi süper, gözde hiçbir problem yok. Adam baş ağrısıyla baş edemezken bir de sebebi bilinemeyen göz ağrısına düçar olmuş.

Baş ağrısı yanında göz ağrısı derken adamın tüm dişleri sızlamaya başlamış. Hemen bir diş hekimine gitmiş. Malum diş hekimine dentist derler. Dentist tüm dişleri tek tek incelemiş, ortopantomografi çekilmiş, sonuç mükemmel, çürük dahi yok. Zavallı adam baş ağrısı, göz ağrısı yanında dayanılmaz diş ağrısı da çekmeye başlamış. Derken adamın kulakları da çınlamaya başlamış ama ne çınlama… Kafasının içinde sanki kös çalınıyor…Hemen bir odyologa başvurmuşOdyolog adamı bir güzel muayene etmiş weber testi, rinne testi, odyometre… sonuç kulaklar mükemmel.

Adam hem baş hem göz hem kulak ağrıları ile muzdarip hem de çare bulunamamasına son derece sinirlenmiş. Bakmış ki modern tıptan hayır yok hemen bir herbaliste başvurmuş. Malum bitkisel tedaviyle uğraşanlara herbalist derler. O attar senin bu attar benim koşturmuş ama nafile … Adam baş, göz, diş kulak ağrısından yerlerde kıvranıyor ama hiçbir çare de bulamıyormuş. 

Derken son gittiği bir doktor bu ağrılarla en fazla üç ay yaşayabileceğini, bir insanın bu ağrılara daha fazla dayanamayacağını söylemiş. Adam bunun üzerine dünya malı dünyada kalır diye dünyayı gezmeye karar vermiş bu üç aylık sürede. Hemen bir terziye gidip farklı renklerde son derece kaliteli kumaşlar seçerek takım elbise diktirmek ve ömrünün son üç ayını şık kıyafetlerle dünyayı gezerek geçirmek istemiş. Malum terzilik insanın ölçüsüne göre elbise diken bir sanatkarlık. Günümüzde nerede ise kalmadı her şey hazır giyime döndü … Terzi esnaf adam. Esnaf adam ne demek, dükkanı daima temiz, kendisi bakımlı, müşterisine karşı son derece kibar, dürüst, hile nedir bilmez adam demek… Adamı güler yüzle karşılamış, nasıl bir model elbise istediğini sorup öğrenmiş ve

–          “Müsaadenizle ölçünüzü alalım” demiş. Adam

–          “Tabi” demiş. Terzi başlamış adamın ölçüsünü almaya. Terzi ölçtüğü yerin adını söyler söylemez adam hemen ölçüsünü söylüyormuş.

–          “Kollar…”

–          “53”

–          “Doğru beyefendi… omuz…”

–          “62”

–          Doğru beyefendi … beel…”

–          “81”

–          Doğru beyefendi… baseeen”

–          “73”

–          Bravo beyefendi… pantolon boyuuu…”

–          “104”

–          Gerçekten harika beyefendi. En son yaka boyun çevresiii” derdemez adam da

–          “36”  demiş. Terzi işte bunu bilemediniz beyefendi, yaka ölçünüz “40” demiş. Adam itiraz etmiş:

–          Nasıl olur yahu? Benim yaka ölçüm 36. Giyimime son derece dikkat ederim ve hep 36 yaka giyerim. Gördüğün gibi  tüm ölçülerimi biliyorum. Terzi:

–          Beyefendi tekrar ölçtüm ama sizin yaka ölçünüz 36 değil 40… Adam 36 diye ısrar ediyor terzi de her seferinde kibarca 40 diye söylüyormuş. En sonunda terzi:

–          Beyefendi benim için sorun değil. Ben sizin için 40 yerine 36 ölçü  yaka da dikerim. Ama siz 40 yerine 36 yaka giyerseniz, başınız çatlayacak gibi ağrır, gözleriniz yerinden fırlayacak gibi olur, tüm dişleriniz sızım sızım sızlar, kulaklarınız kafanızı patlatırca çınlaaar” demiş.

İzcilik eğitimi işte bu fıkra gibidir. Oyun, eğlence, fıkra arasında çocuklarımıza hayat öğretilir, belli değerler fıkra, oyun eğlence adı altında verilir. Yukarıda anlattığımız fıkrada, italik ve kalın kısımlar, fıkra adı altında çocuklarımıza verilen eğitimlerdir, ve iyi bir izci lideri bu fıkrayı iki saate çıkarıp uygun olan her cümlenin sonunda bir hayat dersi / değer eğitimi verebilir. Çocuklar bunu zorunlu bir ders gibi algılamazlar ve eğitimi aldıklarının farkına bile varmazlar.

Mevcut eğitim sistemi gençliğimize değerler eğitimini yeterince verememekte, verilen değer eğitimi de çevre, medya ve internetin zararlı etkisi ile derhal uçup gitmektedir. Gençliğimizin sürüklendiği bu acı durum fıkra misali başımızı ağrıtmakta, gözlerimizi yaşartmakta, sıkıntıdan sıktığımız dişlerimizi kırılma noktasına getirtmekte, yalan dolan duymayan ve estetik hayranı kulaklarımızı tırmalamakta, boğazımızı yağlı ilmek gibi sıkmakta…

Bu durum maddi bir noksanlıktan kaynaklanmadığına göre manevi olarak bir terziye başvurmamız kaçınılmaz. Manevi terzimiz bize adeta diyor ki:

“Ey Âdemoğulları! Size edep yerlerinizi örtecek bir giysi, giyinip süsleneceğiniz bir elbise ihsan ettik. Takvâ (Allah’ın emrine uygun hareket, haya ve iffetini koruma) elbisesi ise daha hayırlıdır. İşte bunlar Allah’ın âyetleri (lütfunun alametleri)ndendir ki belki bu sâyede düşünüp öğüt alırlar.” (A’raf S. 26)  ayetinde geçtiği üzere “Güzellik yarışmalarının en ideali, en adili takva yarışıdır.” Sizin manevi elbiseniz takvadır, takva elbisesinin günümüzde yaka ölçüsü de 36 değil 42’tır, 36 yaka takva elbisesi ile 40 yaka takvayı yakalayamazsınız. Gençliğinizden muzdarip iseniz takva elbisenizin yaka ölçüsünü genişletin, gençlik çalışmalarınızın yöntemini çağa uygun hale getirin ki bunu da bugün itibariyle izcilikle yapabilirsiniz.”

İzcilik daha yemin ile “iyi ve takvalı” insan olma yarışını başlatan ve bunu 10 türe ile pekiştirip sağlama almaya çalışan bir hayat tarzıdır. İşte o yemin ve 10 türe:

“Tanrıya, vatanıma karşı vazifelerimi yerine getireceğime, izcilik türesine uyacağım, başkalarına her zaman yardımda bulunacağıma, kendimi bedence sağlam, fikirce uyanık ve ahlakça dürüst tutmak için elimden geleni yapacağıma şerefim üzerine and içerim.”

1. İzci sözünün eridir, şeref ve haysiyetini her şeyin üzerinde tutar.

2. İzci, yurduna, milletine, ailesine ve izci liderlerine sadıktır.

3. İzci, başkalarına yardımcı ve yararlı olur.

4. İzci, herkesin arkadaşı ve bütün izcilerin kardeşidir.

5. İzci, herkese karşı naziktir.

6. İzci, bitki ve hayvanları sever ve korur.

7. İzci, büyüklerinin sözünü dinler, küçüklerini sever ve korur.

8. İzci, cesurdur her türlü şartlar içinde neşeli ve güler yüzlüdür.

9. İzci, tutumludur.

10. İzci, fikir, söz ve hareketlerinde açık ve dürüsttür.   

Erdemli ve özlenen ve beklenen bir toplum için bunlar yeterli değil midir? Ne dersiniz, hepimiz “izci” miyiz?

 

Av. Doğan KARAOĞLAN

16 Receb 1433
06.06.2012
Gaziantep